29 Mart 2016 Salı

Daha Hızlı İnternet : 4.5 G

4.5 g ülkemize en sonunda girdi. Fakat tartışmaları da beraberinde getirdi.
Herşeyden önce ülke olarak fakirliğin içine batmışken 4.5g ye ne gerek vardıcılar var. Bunların savunduğu fikir şöyle;
Milletin ev geçindiricek parası yok, dolar almış başını , işsizlik hat safhada. Turizm bitmiş, tarım çökmüş , sanayi göçmüş , ülke genelinde kaos ve güvensizlik hakim biz hala yurtdışından teknoloji ithal edelim. Neden ? sırf gençlerimiz snapchat'a daha hızlı video yüklesin, komik kedi videolarını daha hızlı indirip izleyebilsin diye. Birbirimizi kandırmayalım , Türk halkı olarak mobil interneti %70 gereksiz (hadi gereksiz demeyelim de hobi diyelim) işler için kullanıyoruz. Kendinize ve çevrenize bakın, ne için kullanıyoruz mobil interneti ? Hergün videolu konferansla iş görüşmeleri yapıp ülkeyi mi kurtarıyoruz ki ? Bütün işimiz gücümüz boş yapmak değil mi ? Okuduğumuz haberler bile daha fazla tık almak için  "Öyle bir hareket yaptı ki..." tadında yazılan , haber değeri olmayan meme resimlerinden ibaret değil mi ? 4.5 g bize daha kısa zamanda daha fazla meme ,daha fazla komikli video vaad etmiyor mu ? Siz izleyin abicim, ay sonunda donunuza kadar alıcam ben sizin demiyor mu?
Bir de teknoloji gelişsin, herşeyimiz Avrupa gibi olsuncular var. Onlar da şöyle diyor;
Dünyadan geri mi kalalım ne güzel hızlı internet. 4 dakikada inen videoyu artık 1 dakikada indirebilicez, böylece 3 dakika bize kalmış olacak. Bu servis sağlayıcıları zaten sizin paranızı hertürlü alıcak. Madem öyle neden daha iyi hizmet almayalım ki. Hem memnun değilsen kapatırsın 4.5g'yi telefonundan olur biter.
Ekşisözlükteki tartışmaya göre internet hızlandığında adil kullanım kotası daha çabuk dolacağı için 4.5g'yi kotalı internette kullanmak mantıksızlık. Musluk örneği verilmiş. Örneğin 100 litre su kullanma limitiniz var . Musluktan su çok hızlı aktığı zaman kotanız olan 100 litre su hemen biter, az akarsa dilediğiniz gibi kullanabilirsiniz denmiş. 4.5g 'ye bu açıdan yaklaşılıp karşı çıkılmış.
Tabiki internet hızlı olunca insan daha çok kullanacaktır. Örneğin 4 dakika boş vaktim varsa eskiden bu vaktimde bir video izleyebiliyoken artık 2 video izleyebiliyorum diyelim. Bu durumda illa ki adil kullanım kotam daha çabuk dolacaktır.
Fakat insanın "izleme sen de kardeşim" diyesi geliyor. Bana göre burda önemli olan kota adil kullanım kotası değil, insanın kendisine koyduğu kota. Bir gecede 10 tane film indiren arşivciler mesela. İndirme kardeşim. Sen bir gecede 10 film izliyo musun ki indiresin . İşte bu görgüsüzlüğü sorgulamak gerekiyor bence. Ortadoğu ,Arap görgüsüzlüğü (hani yağı bulan var, anladın sen) olarak nitelendirebiliriz bunu. Yani bütün filmleri indireyim , bütün dizileri indireyim, arşiv yapayım mantığı.İhtayıcın olandan daha fazlasını isteme. İşte bu isteklerimize kota koyabilirsek belki bir şeyler değişir.. 1 milyon tane filmin olsun arşivinde , n'olacak , madalya mı takacaklar kardeşim.
Ben daha hızlı veri aktarımının kimseye bir zararı olmayacağını düşünenlerdenim.Çağın gerisinde kalmamak adına yapılan bu tür yatırımları mantıklı buluyorum. Fakat bana göre gereksiz, bana şu an 3g yeter . Bana yetiyosa ülkenin de %80'ine yetiyor olması gerekir. Fakat biz ülkecek lüksü çok sevdiğimiz için koşarak alıcaz 4.5g 'li telefonları , paketleri.4.5g satın almakla Avrupalı olunmayacağının da farkındayım. Hal böyle olunca ne gerek var ki diyorum.
Bu hızın da bu teknolojinin de hepimiz tarafından hunharca boş işlere harcanacağını düşündükçe de içim acıyor.

11 Şubat 2016 Perşembe

Kapitalizmin Elinde Bir Köle : Teknoloji


Biraz acımasız bir başlık olsa da durum böyle. Teknoloji , insanlıktan çok kapitalist sistemin yararına gelişen ve büyüyen; bilimin bir alt dalı olarak bilim adamları ve erdemli insanlar tarafından yönetilmesi gerekirken , büyük şirketlerin kodaman patronları , havalı ceo ları tarafından daha çok para kazanmak için kullanılan bir iş sektörü haline gelmiştir. 

Daha Fazla Sömürü

Teknolojiyle birlikte , eskiden insanların saatlerce uğraşarak yaptıkları işleri artık dakikalar içinde halledebiliyoruz. Özellikle bilgisayarlar sayesinde ofis işlerimizi çok kısa zamanlarda halledebiliyoruz. Fakat çalışma saatlerimizde bir azalma olmuyor.
Örneğin bilgisayar icat edilmeden önce bir ofis çalışanı günde 8 tane belge hazırlıyordu diyelim. Ofise bilgisayar geldikten sonra bu kişi günde 80 tane belge hazırlayabiliyor olsun. Ne yazık ki ofise bilgisayarın gelmesi bu çalışanın çalışma zamanında bir azalma olmasını sağlamıyor. Bu bilgisayar sadece patronun çalışanlarından daha çok faydalanabilmelerini , onları daha güzel sömürebilmelerini sağlamış oldu. Böylece patronumuz bir çalışandan günde 8 tane belge alırken artık 80 tane belge alabilir hale gelmiş oluyor.

Daha Fazla Güç

İnternetle beraber artık dünyanın herhangi bir yerindeki bilgiye anında ulaşabiliyor. Derdimizi anlatabiliyor, örgütlenebiliyoruz. Ya da hepimiz buna inanıyoruz.
İnsanlar özgür hissettikleri kadar özgürdür aslında. Kapitalizmin bize oynadığı en güzel oyunlardan birisi de budur. Yani internetteki özgürlük . Bizler her ne kadar internette herşeyi yapabileceğimizi sansak da aslında durum böyle değildir. Büyük patronların işine gelmeyen içerikler Google , Facebook, Twitter, Yahoo ,Microsoft, Apple,Vikipedi ... gibi internet devleri tarafından sansüre uğrarlar. DeepWeb de bu sansürü delmek için vardır zaten. DeepWeb'e başka bir yazımızda değineceğiz. Yani demek istediğim bir süpermarketler zincirinin yanında bir bakkal ne kadar güçsüzse , bizim gibi basit - orta internet kullanıcıları da bu devlerin yanında o kadar güçsüzdür. Bununla beraber sosyal medyada istediğiniz şeyi paylaşabiliyor olmanız sizin kendinizi özgür hissetmeniz için ağzınıza çalınmış bir kaşık baldır.
İnternetten zengin olabilirsiniz. Nitekim bu vaad de kapitalizme hizmet eder.
Sonuç olarak internetten devrim yapamazsınız.Bu yüzden internet de dünya devlerinin gücüne güç katan , ya da birilerinin dünya devi olmasını sağlayan kapitalist bir araçtır.

Daha Fazla Tüketim

Evet artık facebook'ta beğendiğimiz, instagramda takip ettiğimiz, google'da aradığımız şeylerle ilgili, reklam maili, reklam smsi , adwords reklamı ... gibi çeşit çeşit reklama maruz kalıyoruz. Alışveriş profillerimiz kocaman veritabanlarında tutuluyor ve evet biz onlar için sadece birer metayız.
Kocaman billboardlarda , kocaman yazılı "yoksa siz hala denemediniz mi" tadında reklamlar hem sanal hem gerçek dünyada her yerde.
Biliyoruz ki biz tükettikçe onlar doymayacak ve daha güzel teknolojik oyuncaklarla karşımıza gelecekler. Daha gelişmiş teknoloji daha ucuza daha fazla üretimi beraberinde getirecek ve bizden yine daha fazla tüketmemizi isteyecekler. İşte sanayi devriminden bu yana yaşadıklarımızın özeti budur.

Daha Fazla Ölüm

Bu başlıkta bahsetmek istediğim , teknolojinin gelişmesiyle beraber silahların daha etkili, savaşların daha yıkıcı olmasıdır. Silah teknolojimiz öyle gelişmiştir ki şu an hiçbir ülkenin yasal engellere aldırmadığı bir dünya savaşı çıksa , tüm insanlığı yokedebilecek kadar büyük bir yıkım olması ihtimal dahilindedir. Atom bombaları , hidrojen bombaları , kimyasal ve biyolojik silahlar. Kitle imha konusunda insanlık olarak çok ileriye gittiğimiz bir gerçektir. Fakat bu konuda umut verici gelişmeler de olmuyor değil. Artık küresel silahsızlanmaya yönelik hareketler dünyanın her yerinde ses getirmeye başladı. Geçmiş tecrübelerimizden yola çıkarak bilinçleniyoruz. İnsanoğlunun çocukluk dönemi sona eriyor.

Teknoloji Gelişmesin Mi ?

Teknoloji tabiki de gelişsin. Fakat insanlar da teknolojinin kullanımı konusunda bilinçlensin. Bu konuda Isaac Asimov'un bir sözü beni çok etkilemiştir :

Tam şu anda hayatın bence en üzücü tarafı bilimin bilgiyi biriktirme hızının, toplumun bilgelik edinme hızından daha fazla olmasıdır.
 Demek ki bu sorunu aşabilmek için daha hızlı bilgelik edinmeli , teknolojik gelişmelere gözü kapalı atlamadan önce sorgulamayı , düşünmeyi  , irdelemeyi öğrenmeli . İnsanlık bilincini kazanabilmek için daha çok ve daha çok okumalı , araştırmalıyız.
Saygılar.

İleri Okuma : Kapitalizm ve Teknoloji Tartışmaları

2 Şubat 2016 Salı

Iphone ' un Doğası

Apple günümüz teknoloji dünyası domine eden en önemli şirketlerden biri. Ve kazancının da önemli bir bölümünü şüphesiz Iphone'dan sağlıyor.
Iphone'un başarısının altında yatan en önemli etmenlerden biri doğaya hitap etmesi.
Şöyle anlatayım , bilgisayar,telefon vs. gibi teknolojik araçlar aslında doğal değil. Yani doğada bulunmayan ve alışık olmadığımız , 200 bin yıllık insan tarihinde henüz sadece son yüzyılda görmeye başladığımız şeyler. Bu nedenle de bu teknolojik araçların insan doğasına hitab etmesi daha zor oluyor.Örneğin ben bilgisayarda yeni bir pencere açtığımda bunun birdenbire "yoktan var olması" hoşuma gitmiyor. Çünkü böyle bi durum doğada görünen bir şey değil. Eğreti ve dolayısıyla da itici oluyor. Bu yüzden de zaten gerek web siteleri gerekse işletim sistemleri arayüzü tasarlarken animasyonlu geçişlere , "yer çekimine" , doğaya uygunluğu çok önem veriyorlar. Mesela Iphone'da bildirim penceresini yukarıdan aşağıya kaydırdığınızda sanki düşüyormuş da yerde sekiyormuş gibi bir animasyon veriyor. Iphone'u ilk kullanmaya başladığımda bu gibi ince detaylar çok dikkatimi çekmişti ve açıkçası hoşuma da gitmişti. Bunu ilk yapan belki de Steve Jobs değildir, bilmiyorum fakat ilk başararan bence Steve Jobs.
Tabiki sadece animasyonla olmaz bu işler, yazılım,donanım performans pazarlama vs gibi bir çok faktör var işin içinde ama ben sadece buna değinmek istedim.




26 Ocak 2016 Salı

Evrim İnanılacak Bir Şey Değildir

Evrim inanılacak bir şey değildir. Bu cümleden ne anlıyorsunuz ?
Günlük hayatta "Abi ben 2 x 2 'nin 4 ettiğine inanmıyorum ya olmaz öyle şey. Bunlar hep dış mihrakların oyunu" diyen birini gördünüz mü hiç ?  Dese de muhtemelen gülüp geçeriz. Son günlerde herşeye gülüyoruz nasıl olsa.

Evrim inanılacak bir şey değildir derken demek istediğim şu ; evrim inançla ilgili bir mesele değil. Bilimsel olarak ispatlanmış , ya da ispatlanmamış her hangi bir hipoteze karşı yaklaşımımız şöyle olmalıdır : Onu çürütmek ya da desteklemek. Bu da inançla ilgili bir durum değildir. Çünkü insan neye inanırsa inansın doğa kanunları değişmez bu yüzden bizler de sadece doğa kanunlarını gözlemlemek durumunda olduğumuz için evrimi bir inanç meselesi haline getiremeyiz.

Bu konuda yapabileceğiniz tek şey , uygun ispatlar bulup evrim teorisini çürütmek ve onun cevaplayamadığı soruları da cevaplayan daha tutarlı ve pratik bir çözüm üretmektir. Tabi ki bu kolay bir şey değil. Bir ömür uğraşırsanız neden olmasın !

Bilimi dinden ayıran en önemli özellik yanlışlanabilirliği ve güncel kalmasıdır. Hiçbir bilim adamı bilimsel kanunlara körü körüne ve taparcasına inanmaz. Çünkü ilerde yeni kanıtlar, yeni gözlemler, yeni teknolojiler doğrultusunda bunların değişebileceğini bilir. Bu bilimsel devrimin en güzel örneği şüphesiz Einstein'ın genel göreliliğidir. Ona daha sonra değinmeyi düşünüyorum.

Özetle bilim adamları evrim teorisine inanmazlar. Çünkü evrime inanmak diye bir şey yukarıda anlattığım gibi mantıksızdır. Evrim , tanrı değildir. Sadece genel görelilik gibi,sicim teorisi gibi, big bang gibi bir teoridir. Bilim adamları sadece doğa olaylarını açıklamak için evrimi kullanır. Bilimsel teoriler sadece doğayı açıklayan  birer araçtır.
Son olarak konuyla alakalı izlenesi bir video :

Yaratılışçılara evrimi anlatmak




25 Ocak 2016 Pazartesi

Bilimkurgu Mini Dizisi - Çocukluğun Sonu


Çocukluğun sonu isimli bilimkurgu mini dizisini izledim haftasonu.Arthur C Clarke 'ın aynı adlı eserinden uyarlanan bu dizi, zamanında Stanley Kubrick tarafından sinemaya aktarılmak istenmiş. Fakat telifle ilgili sorunlar nedeniyle bu proje gerçekleşmemiş ve bu sürecin sonunda da Kubrick abimiz 2001 ' i çekmiş.
3 bölümden oluşan mini dizinin konusu kısace şöyle ; Günün birinde dünyanın tüm büyük şehirleri üzerinde birer devasa uzay mekiği belirir ve uzaylı kardeşlerimiz bize korkmamızı, bizi "düzeltmeye" geldiklerini , dünyaya barış, ve adalet getireceklerini söylerler. Daha izlerken aklıma Amerika'nın Irak'a adalet getirmesi geldi.
İnsanlar ilk başlarda bu barış adalet vaadlerine şüpheyle yaklaşıp, kesin bu işte bir bit yeniği var dese de zamanla ve elçinin yardımıyla uzaylı efendilerine güvenirler.
Efendinin yüzünü gösterdiği 1. bölüm sonu ise tam bir tersköşe yapıyor izleyiciyi. Çünkü efendi at nalı şeklinde ayakları , sivri kulakları , kanatları , ateş kırmızısı vücuduyla bir çok dinde tasfir edilen şeytanın tıpatıp aynısı. İnsanlarımız ilk şoku atlattıktan sonra şeytanı zebaniyi unutup Efendilerini benimsiyorlar ve dünya bir ütopya haline geliyor.
Efendiler gerçekten çok güçlü , zamanı durdurmaktan tutun da , yeni ölmüş birini diriltecek kadar ilim irfan sahibiler . Teknolojik açıdan belki de bizden 100 bin yıl ilerde. Kısaca tanrısal sıfatların nerdeyse tümüne sahipler. İlk bölümü kısaca böyle özetleyebiliriz. Tabi devamını izleyip izlememek size kalmış.

Arthur C Clarke'ın neden yüzyılın en başarılı bilimkurgu yazarlarından biri olduğunu adeta ispatlar nitelikte bir romanı olan bu eser , televizyona da başarıyla aktarılmış. Zaman zaman hollywood'vari romantik sıkıcı sahneleri olsa da ana fikir bozulmadan işlenmiş.İnsanı izlerken düşünmeye sevk eden ; tanrı , insan , ütopya kavramları üzerinde duran, ütopya ile distopya arasındaki ince çizgiye dikkat çeken bir eser.
Gerçekten de tüm toplumun refah,huzur,adalet , barış için yaşadığı bir dünyada bilimin, sanatın geri kaldığı üzerine vurgu yapılmış. Bu vurgunun aynısı Asimov'un Robot serisinde de görülüyor. Özellikle Güneşin Tanrıları isimli eserinde.

Özetle başarılı bir romanın başarılı bir uyarlaması Çocukluğun Sonu. Mutlaka izleyin. Ama önce romanını okuyun :)

18 Ocak 2016 Pazartesi

Güneş Suyla Söner Mi ?


Çoğumuz merak etmişizdir . Acaba yeteri kadar su olsaydı güneşi söndürebilir miydik ? Cevap aslında çok kısa : hayır.
Birçok yerde güneş bir ateş topu olarak betimlense de aslında bu yanlıştır. Güneş aslında sarı bile değildir. Güneşin rengiyle ilgili daha sonra başka bir yazı yazacağım ama şu anda derdimiz güneşi söndürmek.
Günlük hayatta yaktığımız ateşteki tepkimelerle güneşin çekirdeğinde gerçekleşen füzyon fisyon tepkimeleri çok farklıdır. Günlük hayattaki ateşte gerçekleşen yanma oksijenin yakılmasıyla ilgili bir tepkimedir. Oysa güneşin çekirdeğin hidrojen yakılır. Biz güneşe su attığımız taktirde ise bırakın onu söndürmeyi ateşini daha da körüklemiş oluruz. Çünkü suda da bol miktarda hidrojen vardır . (H2O yu hatırlayın ! ) . Peki sudaki Oksijene nolur derseniz. O da güneşin yüksek sıcaklığına dayanmaz ve yine yakıt kaynağı olarak kullanılır.
Sonuçta güneşi söndürmek gibi bir derdiniz varsa dünyada bulunan keşfedilmiş hiçbir maddeyle yapamazsınız . Çünkü tüm bu maddeler güneşe yakıt sağlamaktan başka bir işe yaramaz.
En iyisi siz güneşi söndürmeyi boşverin.

12 Ocak 2016 Salı

Isaac Asimov Üzerine

Isaac Asimov; Arthur C. Clarke ve Robert A. Heinlein ile birlikte "bilimkurgunun 3 büyük ustası" olarak kabul edilen yazarlardan biridir. Peki onu bu kadar büyük usta yapan nedir ?
Tüm hayatı daktilo başında geçmiş , ömrü boyunca bilimkurgu romanlarından popüler bilim yayınlarına, öykülerden makalelere 500'den fazla eser veren yazar, yazmadığım zaman nefes alamam diyor. Gerçekten müthiş bir üretkenlik. Fakat nicelikten ziyade niteliğin daha önemli olduğu kanısındayım ve işte tam bu noktada Vakıf ve Robot serisi karşımıza çıkıyor.
Vakıf serisi yazarın başyapıtı olarak kabul edilir. Peki bir bilimkurgu eserinin başyapıt olabilmesi için ne gibi niteliklere sahip olması gerekir ? Gerçekçilik ? Akla yatkınlık ? Kurgu ? Edebi dil ?Vakıfta bunların hepsi bol bol mevcut. Milyonlarca gezegende yaşayan, trilyonlarca nüfusu olan insanlığın galaksiye yayıldığı bir gelecekte geçiyor roman. Ve kitlelerin hareketlerinin matematiksel denklemlerle açıklanarak geleceğin öngörüldüğü kurgusal bir bilim dalını işliyor.
Asimov romanlarında uzun betimlemelerle okuyucuyu yormuyor. Çok akıcı bir üslupla yazılmış olan eserleri adeta bir çırpıda bitiriveriyorsunuz. Çünkü olayların akışı , macera adeta hiç durmuyor. İşte bu macera dolu olayların arasına da esiraltı yolculuğu , nöronik kırbacı , güç kalkanlarını sıkıştırıveriyor.
Bunun yanında Vakıf serisinde , özellikle "Vakıf ve Dünya"da  geleceğin kurgusal toplumlarının betimlemesiyle karşılaşıyoruz ki bu da bana göre bir bilimkurgu yazarının sahip olması gereken en önemli özelliklerden biri olan "yaratma" yeteneğine Asimov'un ne kadar hakim olduğunu gösteriyor.
Tabi ki Asimov'dan söz edip robotlardan söz etmeden olmaz. Öncelikle yazarın hemen hemen tüm eserlerinde değindiği 3 robot yasasından bahsedelim.
  1. Bir robot bir insana zarar veremez ya da bir insanın zarar görmesine göz yumamaz.
  2. Bir robot, 1. kuralla çelişmediği sürece bir insanın emirlerine uymak zorundadır.
  3. Bir robot 2. kuralla çelişmediği sürece kendi varlığını korumak zorundadır.
Bunlara ek olarak ilerleyen zamanlarda yazar bir de tüm insanlıkla ilgili meselelerde 0.  kuralı eklemiştir; "Bir robot insanlığa zarar veremez ya da zarar görmesine göz yumamaz.". ve 1. kurala da "0. kuralla çelişmediği sürece" şartı eklenmiştir.
Yazarın "Ben,Robot" adlı öykülerden oluşan eserinde insanların gelecekte robotlarla ilgili karşılaşacakları olası aksaklıklar çok güzel anlatılmış. Ayrıca robotların Dünya'yı istila ettiği klasik kurgudan da çok güzel kaçılmış. Robot serisinde genel olarak ;  robotların "mantıklı fakat akılsız" yaratıklar oluşundan doğan çelişkiler,insana çok benzeyen robotlar ve insan olmanın tanımı, binlerce yıldır birbirini köleleştiren insanoğlunun artık robotları köleleştirmesi konuları çok güzel işlenmiş.

Asimov Okuma Sıralaması :

Robot Serisi:

  1. Ben,Robot
  2. Ölü Gezegen 
  3. Güneşin Tanrıları
  4. Şafağın Robotları
  5. Kurtarıcı

Vakıf Serisi

  1. Vakıf
  2. Vakıf ve İmparatorluk
  3. İkinci Vakıf
  4. Vakıfın Sınırı
  5. Vakıf ve Dünya
  6. Vakıf Kurulurken
  7. Vakıf İleri

İmparatorluk Serisi

  1. Sonsuzun Tohumları
  2. Tanrılar ve İmparatorlar
  3. Zamandan Kaçış