Bilim doğayı inceler. Doğada bulunan her fenomen, her yasa her olay,olgu bilimin konusu içerisindedir. Bilimsel yöntem ya da bilimsel metod da bu fenomenlerden tutarlı bir yargı ortaya çıkarmayı hedefleyen yaklaşımdır. Temel amaç doğayı anlamak, onun işleyişini kavramaktır.
Gözlem
Bilimde her şeyin başı gözlemdir. Örneğin bir haftanın 7 gün oluşu , Ay'ın gökyüzündeki şeklinin 7 günde bir değişmesiyle alakalıdır. Mevsimler, yılın günleri , aylar hepsi Ay ve Dünya'nın hareketlerinin gözlemlenmesi sonucu ortaya çıkmıştır. Gözlemlerin dikkatlice yapılması , kayıt altına alınması ve tekrar tekrar sınanması da bilimsel metod açısından önemlidir.
Örneğin gözlemlerimiz sonucunda bitkilerin karanlıkta solduğunu gördük. Bunun sonucunda da bu bitkilerin
hayatta kalabilmesi için ışığa ihtiyaçları olduğu yönünde bir tahmin ürettik. Artık bunu deneyle sınamamız gerekmektedir.
Deney
Deney aşamamızda neyi deneyeceğimize doğru karar vermeli ve tüm değişkenleri göz önünde bulundurmalıyız. Yukarıdaki örnekten devam edersek, deneyimiz doğrultusunda bir grup bitkiyi karanlık ortama (eney grubu ) , diğer grubu da aydınlık bir ortama (kontrol grubu) koyduğumuzu düşünelim. Deneyimizin sonucunda karanlık ortamda yeşil olmayan bitkilerin hayatta kaldığını , yeşil bitkilerin solduğunu , aydınlık ortamda ise tüm bitkilerin hayatta kaldığını görürüz. Böylece ışığın , yeşil bitkiler için önemli olduğu hipotezine ulaşmış oluruz.
Özellikle fizik,kimya gibi sayısal ağırlıklı alanlarda deneylerimizin sonucu matematiksel olarak da tutarlı olmalıdır. Gözlemlerimiz formüllerle çelişiyorsa, ya formüllerde hata vardır ya da gözlemlerimizde. Tıpkı Alman fizikçi Albert Einstein gibi , formüllerde hata olduğunu düşünüp , yeni ve daha tutarlı bir teori bulmuş olabilirsiniz. Ya da biyerlerde hata yapıyorsunuzdur.
Tutarlılık
Yukarıda değindiğimiz gibi deney sonuçlarının önceki çalışmalarla uyumlu olması yani dışarıyla tutarlı olması ve deney her gerçekleştirildiğinde aynı sonuçları vermesi ,yani kendi içinde tutarlı olması gerekmektedir.
Kandırmacalar
Sahtebilimciler ya da yaratılışçılar , bilimsel olmayan tezlerini kelime oyunlarıyla bilimselmiş gibi gösterme eğilimindedirler. Örnek vermek gerekirse , astrologlar (yıldız falı vs.) astrolojinin gözleme dayandığını ve bu yüzden bir bilim dalı oldğunu söyleyeceklerdir. Fakat bu astrologların geleceğe dair yorumları tutarsızdır. Bir astrolog Satürn yaklaştığı için üzüleceğinizi söylerken , bir diğeri Satürn yaklaştığı için elinize para geçeceğini söyleyebilir. Burçlarla ilgili genel fikirler birbirine yakın olsa da tüm bu yorumların bilimsel bir dayanağı yoktur. Örneğin Satürn gezegenin yaklaşması sonucu nasıl bir etkiyle (manyetik mi, yerçekimsel mi , ışıksal mı) insanların hayatını etkilediğini açıklayan formüle dayalı , her tekrarlandığında aynı sonucu veren bir sistem değildir. Ayrıca yargıları çok muğlaktır. Bu yüzden herkese doğru söylüyorlarmış gibi gelir. Kelime oyunu da burda başlar işte aşağıda tamamen uydurduğum burç yorumunuz. Bence bir çok noktada doğru söylediğimiz düşüneceksiniz.
Satürn'ün yaklaşmasıyla beraber hayatınızda yeni kararlar alacağınız bir döneme giriyorsunuz. Olayların sizin faydanıza gelişeceği günlerdesiniz. Arkadaşlarınız bugünlerde canınızı sıkıyor olabilir. Sağlık sorunlarınızı ertelemeyin !
Bence çok kolay. Siz de yazabilirsiniz !
İleri Okuma : Carl Sagan - Karanlık Bir Dünya'da Bilimin Mum Işığı
Bilim , uzay ve teknoloji , bilimkurgu eserleri hakkında makalaler. Evren , kozmoloji ve fizik dünyasındaki yenilikler. Bilimsel gelişmelerle ilgili fikirlerim
4 Eylül 2015 Cuma
Mars ve Saray
Başlık kafanızı karıştırmasın Mars'ta saray falan bulunmadı. Bu yazı Hindistan'ın Mars'a gönderdiği Mangalyaan uydusu ve Aksarayla ilgilidir.
24 Eylül 2015 tarihin Hindistan'ın Mangalyaan uydusu Mars yörüngesine oturdu. Projenin toplam maliyeti 74 milyon dolar olarak açıklanmış. Peki Aksarayın maaliyeti ne kadar ? Cevap : 300 milyon dolar.
Yani 1 Aksaray parasıyla Mars'a 4 tane uydu gönderebilirdik. Ya da 4 uyduyu boşverin 1 tane Mars'a 1 tane Jupiter'e gönderelim ben ona da razıyım.
Aksaray'ın prestij için yapıldığı söylenmektedir fakat binaların prestiji simgeledeği dönemler çook eskilerde kaldı. Mısır'daki piramitler , Antik Yunan'daki tapınaklar... Artık prestij , bilim ve teknolojideki ilerlemelerle oluyor. Uçak bile yapamayan bir ülke olarak zaten prestijli olmaktan çok uzağız. uzay mekiği yapabilecek mühendislere ve donanıma sahip olduğumuzu düşünmüyorum . Mevcut hükümet böyle bir projeye girişseydi muhtemelen yine Japon mühendislere işi yaptırıp yine çok çok pahalı , "astronomik" rakamlara mal ederlerdi. Her alanda dışarıyı bağımlı olan bir ülke ne kadar prestijli olabilir , Dünya'da adından nasıl söz ettirebilir ?
Herşeyden önce bu zaten bir prestij meselesi de değildir. Önemli olan ülkelerin , insanlığın gelişimine, bilime katkıda bulunmalarıdır. Büyük devlet olmak bunu gerektirir. Büyük devlet olmasak bile Hindistan'ın yaptığı gibi kendi bütçemiz çerçevesinde katkıda bulunmamız şarttır. Bütçe demişken, 5.7milyar TL bütçe ayrılan diyanet ne yapmış , bu ülke için insanlık için faydalı tek bir şey yapmış mı ?
Peki uzay araştırmaları niçin önemlidir. Uzay araştırmaları başta fizik olmak üzere bilimin birçok alanını içine alan ve bu alanlardaki uzman bilimadamlarının da yüksek becerilere sahip olmasını gerektiren bir daldır. Bu ne demektir ?
Örneğin jeoloji uzmanı olabilirsiniz , mevcut birikiminiz Dünya'daki toprakları incelemek için yeterlidir. Fakat diğer gezegenlerdeki toprak yapılarını da anlayabilmeniz için üst düzey bir jeolog olmalısınız. Ya da fizik kurallarını düşündüğünüzde , Newton'ın kuralları size Dünya'daki birçok basit işlemde yardımcı olacaktır. Fakat uzaya çıkmak istiyorsanız Einstein'ın Genel Göreliliği 'ni bilmek zorundasınızdır.
Kısacası bir ülkenin uzaya çıkabilmesi , Mars'a gidebilmesi demek . O ülkedeki bilim adamlarının alanlarında belli bir üst seviyeyi aşmış olması anlamına gelir ki bu da ülkenin gelecek vaad ettiği anlamına gelir.
Hindistan'ı 20 - 30 yıl sonra görün...
24 Eylül 2015 tarihin Hindistan'ın Mangalyaan uydusu Mars yörüngesine oturdu. Projenin toplam maliyeti 74 milyon dolar olarak açıklanmış. Peki Aksarayın maaliyeti ne kadar ? Cevap : 300 milyon dolar.
Yani 1 Aksaray parasıyla Mars'a 4 tane uydu gönderebilirdik. Ya da 4 uyduyu boşverin 1 tane Mars'a 1 tane Jupiter'e gönderelim ben ona da razıyım.
Aksaray'ın prestij için yapıldığı söylenmektedir fakat binaların prestiji simgeledeği dönemler çook eskilerde kaldı. Mısır'daki piramitler , Antik Yunan'daki tapınaklar... Artık prestij , bilim ve teknolojideki ilerlemelerle oluyor. Uçak bile yapamayan bir ülke olarak zaten prestijli olmaktan çok uzağız. uzay mekiği yapabilecek mühendislere ve donanıma sahip olduğumuzu düşünmüyorum . Mevcut hükümet böyle bir projeye girişseydi muhtemelen yine Japon mühendislere işi yaptırıp yine çok çok pahalı , "astronomik" rakamlara mal ederlerdi. Her alanda dışarıyı bağımlı olan bir ülke ne kadar prestijli olabilir , Dünya'da adından nasıl söz ettirebilir ?
Herşeyden önce bu zaten bir prestij meselesi de değildir. Önemli olan ülkelerin , insanlığın gelişimine, bilime katkıda bulunmalarıdır. Büyük devlet olmak bunu gerektirir. Büyük devlet olmasak bile Hindistan'ın yaptığı gibi kendi bütçemiz çerçevesinde katkıda bulunmamız şarttır. Bütçe demişken, 5.7milyar TL bütçe ayrılan diyanet ne yapmış , bu ülke için insanlık için faydalı tek bir şey yapmış mı ?
Peki uzay araştırmaları niçin önemlidir. Uzay araştırmaları başta fizik olmak üzere bilimin birçok alanını içine alan ve bu alanlardaki uzman bilimadamlarının da yüksek becerilere sahip olmasını gerektiren bir daldır. Bu ne demektir ?
Örneğin jeoloji uzmanı olabilirsiniz , mevcut birikiminiz Dünya'daki toprakları incelemek için yeterlidir. Fakat diğer gezegenlerdeki toprak yapılarını da anlayabilmeniz için üst düzey bir jeolog olmalısınız. Ya da fizik kurallarını düşündüğünüzde , Newton'ın kuralları size Dünya'daki birçok basit işlemde yardımcı olacaktır. Fakat uzaya çıkmak istiyorsanız Einstein'ın Genel Göreliliği 'ni bilmek zorundasınızdır.
Kısacası bir ülkenin uzaya çıkabilmesi , Mars'a gidebilmesi demek . O ülkedeki bilim adamlarının alanlarında belli bir üst seviyeyi aşmış olması anlamına gelir ki bu da ülkenin gelecek vaad ettiği anlamına gelir.
Hindistan'ı 20 - 30 yıl sonra görün...
Görünmezlik Mümkün Mü ?
Görünmezlik , HG Wells 'in Görünmez Adam , JK Rowling 'in Harry Potter , Tolkien'in Yüzüklerin Efendisi gibi birçok bilimkurgu ve fantastik eserde boşca işlenen ve her zaman insanların ilgisini çeken bir konu olmuştur. Peki bilim ve teknoloji olarak düşündüğümüzde (burada bilim teorik , teknoloji ise mühendislik-uygulama anlamında kullanılmaktadır) Görünmezlik pelerinimizi takıp gizlice gezeceğimiz günlere ne kadar yakınız ?
Aslında Maxwell 'e kadar bu konuda gerçekten hiçbir fikrimiz yoktu denebilir. Maxwell , onun çalışmalarına burada çok değinemeyeceğiz fakat Maxwell ' in denklemleri sayesinde bugünkü genel göreliliğin ve günlük yaşamda kullandığımız bir çok teknolojinin temelleri atılmıştır.
Bir cismin saydam ya da opak olması atomları arasındaki boşlukla alakalıdır. Katı cisimlerde bu boşluklar çok küçük olduğu için ışık atomlara çarpıp geri yansır ve biz o cismi görürüz. Sıvı ve gaz haldeki birçok cisim ise aralarındaki boşluklar fazla olduğu için göremeyeceğimiz kadar seyrek atomlar ışığı yansıtır ve biz o cismi görememiş oluruz. Burda çay gibi çözünmüş maddeleri düşünüp yanılmamak gerekiyor sonuçta onların da içinde katı çay molekülleri vardır.
Metamadde Nedir ?
Görünmezlik ile ilgili son yıllarda yapılan çalışmalar metamadde kavramını ortaya çıkardı.İnternette araştırdığınızda meta madde ile ilgili ayrıntılı bilgi bulabilirsiniz. Metamadde , doğada bulunmayan , labaratuar ortamında üretilen ve kırılma indisi 0'ın altında olan maddedir. Kırılma indisinin vakum için 1 , hava için 1.0005 , su için 1.333 ve elmas için 2.42 olduğunu hatırlatalım. Cisim ne kadar yoğun olursa kırılma indisi de o kadar büyük oluyor.
Kırılma indisinin negatif olması ışığı istenilen yöne yönlendirebilmeyi sağlıyor. Böylece cismin üzerine gelen ışık demetleri yönlendirilerek cismin tam arkasındaki yöne gidecek şekilde ayarlanabilirse biz o cisme baktığımızda onun arkasını görürüz yani cisim görünmez olmuş olur.
Teorik olarak mümkün gibi görünse de , görünmezlik için katetmemiz gereken çok yol var. Metamaddeyi , atomlar düzeyinde nanoteknoloji ile üretip , belki de her atom için ayrı bir kırılma indisi vermek , ışığın her dalga boyu için ayrı bir madde kullanmak , bakılan açı değiştiğinde görünmezliğin korunması için 3 boyutlu ve otomatik değişen akıllı metamadde molekülleri üretmek gibi bir çok sorun henüz çözülebilmiş değil.Fakat bugünlerde yapılan çalışmalar , özellikle askeri avantajından dolayı ülkerin yatırım yapması görünmezliği önümüzdeki 10-15 yıl içinde mümkün kılacaktır. Belki de 30 -40 yıl içinde günlük yaşantımıza adapte olmuş olacaktır.
İleri Okuma : Michio Kaku - Olanaksızın Fiziği.
Aslında Maxwell 'e kadar bu konuda gerçekten hiçbir fikrimiz yoktu denebilir. Maxwell , onun çalışmalarına burada çok değinemeyeceğiz fakat Maxwell ' in denklemleri sayesinde bugünkü genel göreliliğin ve günlük yaşamda kullandığımız bir çok teknolojinin temelleri atılmıştır.
Bir cismin saydam ya da opak olması atomları arasındaki boşlukla alakalıdır. Katı cisimlerde bu boşluklar çok küçük olduğu için ışık atomlara çarpıp geri yansır ve biz o cismi görürüz. Sıvı ve gaz haldeki birçok cisim ise aralarındaki boşluklar fazla olduğu için göremeyeceğimiz kadar seyrek atomlar ışığı yansıtır ve biz o cismi görememiş oluruz. Burda çay gibi çözünmüş maddeleri düşünüp yanılmamak gerekiyor sonuçta onların da içinde katı çay molekülleri vardır.
Metamadde Nedir ?
Görünmezlik ile ilgili son yıllarda yapılan çalışmalar metamadde kavramını ortaya çıkardı.İnternette araştırdığınızda meta madde ile ilgili ayrıntılı bilgi bulabilirsiniz. Metamadde , doğada bulunmayan , labaratuar ortamında üretilen ve kırılma indisi 0'ın altında olan maddedir. Kırılma indisinin vakum için 1 , hava için 1.0005 , su için 1.333 ve elmas için 2.42 olduğunu hatırlatalım. Cisim ne kadar yoğun olursa kırılma indisi de o kadar büyük oluyor.
Kırılma indisinin negatif olması ışığı istenilen yöne yönlendirebilmeyi sağlıyor. Böylece cismin üzerine gelen ışık demetleri yönlendirilerek cismin tam arkasındaki yöne gidecek şekilde ayarlanabilirse biz o cisme baktığımızda onun arkasını görürüz yani cisim görünmez olmuş olur.
Teorik olarak mümkün gibi görünse de , görünmezlik için katetmemiz gereken çok yol var. Metamaddeyi , atomlar düzeyinde nanoteknoloji ile üretip , belki de her atom için ayrı bir kırılma indisi vermek , ışığın her dalga boyu için ayrı bir madde kullanmak , bakılan açı değiştiğinde görünmezliğin korunması için 3 boyutlu ve otomatik değişen akıllı metamadde molekülleri üretmek gibi bir çok sorun henüz çözülebilmiş değil.Fakat bugünlerde yapılan çalışmalar , özellikle askeri avantajından dolayı ülkerin yatırım yapması görünmezliği önümüzdeki 10-15 yıl içinde mümkün kılacaktır. Belki de 30 -40 yıl içinde günlük yaşantımıza adapte olmuş olacaktır.
İleri Okuma : Michio Kaku - Olanaksızın Fiziği.
3 Eylül 2015 Perşembe
Evren Sonsuz Mudur
Eskilerden beri evrenin sonsuz büyüklükte olduğuna dair inanış bilimadamlarınca genel kabul gören görüş olmuştur. Fakat bugün biliyoruz ki evren her ne kadar çok büyük olsa da bir sonu vardır.Gelin evrenle ilgili konuşmadan önce dünyamızla ilgili konuşalım.
Evrenin Şekli Nasıldır ?
Çoğumuzun bildiği gibi eskiden Dünya'nın düz bir tepsi şeklinde olduğuna inanılır ve Dünya'nın sonuna kadar gittiğimiz taktirde düşeceğimiz görüşü yaygın olarak kabul edilirdi. Galileo ile bu görüş reddedilmiş Macellan ile ispatlanmıştır. Bugün Dünyamızın küre şeklinde olduğunu ve sürekli aynı yöne doğru gidersek düşmek yerine başa döneceğimizi biliyoruz.Dünya'nın 3 boyutlu bir küre olduğunu biliyoruz. ve biz ancak x,y koordinatlarında sürekli aynı yönde ilerlersek (bu x y koordinatları enlem,boylam olarak düşünülebilir.) başladığımız yere döneriz. Ancak z koordinatında (yani bu da yükseklik oluyor) ilerlediğimiz yani yükseldiğimiz taktirde Dünya'dan dışarı çıkabilir, ona dışarıdan bakabiliriz.
İşte günümüzde bilimadamları tarafından kabul edilen genel fikir, evrenin de tıpkı Dünyamız gibi kendi üzerine kapalı bir küre şeklinde olduğudur. Buradaki tek önemli fark , evrenin 3 boyutlu değil, en az 4 boyutlu bir küre olmasıdır. Yani biz günümüz teknolojisiyle gidebildiğimiz 3 boyutta da yeterince uzun yol kat ettikten sonra başa döneriz.
Gözlemlenebilir Evren Nedir ?
Nasrettin Hoca'ya Dünya'nın merkezi neresidir diye sorduklarında ;" Dünyanın merkezi burasıdır." demiş. Dev bir okyanusta tek başına duran bir gemi için okyanusun merkezinde geminin kendisi varmış gibi görünür. Çünkü yer yönde ufka baktığında eşit uzaklığı görür , çünkü görebildiği mesafe sınırlıdır.
Biz de evrenin ufkuna teleskoplarla baktığımızda hangi yöne bakarsak bakalım en fazla 93 milyar ışıkyılı uzaklığı görürüz.Bunun sebebi de evrenin yaşının 13.8 milyar ışık yılı olmasıdır. Bu mesafaden daha uzaktaki cisimlerin ışıkları henüz bize ulaşmamıştır. İşte bu yüzden 93 milyar ışık yılı yarıçaptaki dev küre bizim gözlemlenebilir evrenimizi oluşturur.
Peki Evrenin yaşı 13.8 milyar ışık yılı ise nasıl olur da gözlemlenebilir evrenin çapı 83 milyar ışıkyılı olur ?
Çünkü evren büyük patlamadan beri genişlemektedir hatta artan hızlarla genişlemektedir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
